Cumartesi, Ağustos 08, 2009

Brighton'da bir Lokanta



İsmi "Lokanta" olabilir ama sadece adı size o bir sürü lokantadan birini çağrıştırabilir ama tatları asla!

Dostum Barışın beni taa havalanindan aldiği yetmiyormuş gibi "akşam için sana çok seveceğin bir mekana rez yaptırdım" demesi yorgunluğumu keyifli bir ortamla atmaya çalışması çok ince bir düşünceydi. Benim yemek düşkünlüğümü bildiğinden de olsa gerek Barışa ne kadar teşekkür etsem azdır.

Barışın her perşembe gittiği, bu küçük ancak restoranda öte aile ortamını andıran kafe-lokanta arası ama çok otantik-şık bir dekorda canlı müziğin eşliğinde yerimizi aldık. İlk dikkatimi çeken restoranda çok sayıda Türk yemeği deneyen yabancının olmasi ve çok güzel yorumlar yapıyor olmalarıydı. Bundan aldığım gazla olsa gerek menüde gördüğüm çok sayıda türk mutfağının bütün güzel örneklerini söyleyesim geldi. Allahtan Barış yanımdaydı da karışık tabak seçeneği ile beni patlama riskinden kurtardı.


Türk olmayan ama Türk gibi çok yardım sever garsonlarımız bize son derece güler yüzlü ve sevecen yaklaşarak siparişlerimizi aldılar.
Yemeklerimiz hızlı geldiği gibi üstüne üstlük bu hız hiç bir şeyin tadını bozmamış, çoğu yeni hazırlanmış ve taze ürünlerdi. Mücverden humusa kadar, börekten musakkaya kadar her şeyi silip süpürdüm herhalde özellikle pilav ve mücverin bu kadar güzelini dışarda çok az yiyebildiğim için ustayı tebrik etmek istiyorum derken "Cem" yanımızda bitiverdi. Bize hikayesini Dünyanın bir çok yerindeki Hiltonlarda nasıl çalışığını, sonunda Brightona yerleşerek aldığı keyfi bizi de imrendirerek anlattı. Bize de ellerine sağlık demek kaldı.

Lokantanın sahibi Barbaros Beyse bütün masalarla tektek ilgilenip hatır soruyor, her masada oturup masaların sıcak atmosferini artırıyordu. Tabi gecenin hem başı hemde sonunda bizde bu keyifli sohbetten (Barıştan torpilli olarak) iki kere yararlanma şansını elde ettik.

Son olarak ağzımızı tatlandıran baklava ile birlikte Dünyanın 20 ülkesi ve 100 şehrinde çok çeşitli lezzetlerle tanışmış biri olarak, tat ve unumuna tam not verdiğim bu yerin en önemli faktörünün ise her yerde olduğu gibi insan olduğunun altını çizeceğim.

Sohbetinize ve ellerinize sağlık, iyi ki böyle bir yer açmışsınız Barbaros Bey

Lezzetle kalın ...

Pazartesi, Haziran 22, 2009

Fuga Fine Times da bir moğol restoranı



Uzun zamandır elim kaleme gitmiyordu. Aslında modern haliyle klavyeye demek gerekiyor :)

Buna ister işlerin yoğunluğu, hevesin azalması, vb saymaya devam edebilirsiniz ta ki büyülü bir 13 Haziran akşamına kadar, iste o gece bahaneleri bırakıp, aşağıdaki resmi çekip kendi kendime bu hikayeyi anlatmalısın dedim ...

İlk önce Otel den yani Büyükhanlıların yazımıyla

"Fuga - Kaçış - Nereye" ile kalbimde yer eden ve muhteşem insanlarla dolu Bodrum Asarlıktaki Fugadan bahsedelim


Fugayı yıllar önce spa, sessizlik, beyaz, bakir koy vb başlıklarla kulaktan kulağa duymuş hatta ilk kez Serdar Ortaçın bir klibinde görmüş (Hayır Serdar dinlemiyorum sadece mekana hayran olunca gözüm takılmıştı) sonra oranın Fuga olduğunu öğrenmiş ama gidemeyerek içime dert etmiştim. Sonra iki yıl önce bir fırsat yaratıp kaçma şansım oldu. Bu haftasonu kaçamağının tadı damağımda kalmışki çok özel bir zamanda bunu tekrarlamak istedim ve işte yine o keyifli yerdeyim.


Fuga sizi girişinden itibaren güleryüzle karşılıyor, sanki herkes samimi arkadaşını getirmiş gibi genç hoş sohbet ve çok kaliteli bir grup sizle sohbet ederken çaktırmadan hizmet ediyor üstelik buna farklı stil bir ortam (anlatmıyorum gidio görün ltf) eklenince ortaya güzel bir hamur çıkıyor ve buna nefis bir Bodrum manzarası eşlik ediyor.


Bende akşamı bir gün önceden rezarvasyon gerektiren Moğol restoranı ile süslemeye karar verince İstanbuldan arayıp çözmeye çalıştım ama oda numaramı istediklerinde başta ufak bir sorun yaşamama rağmen rezervasyon dahil bütün isteklerimi anlayışla karşıladılar.

Geçen sefer çok beğendiğim için bu moğol ızgarasını tekrar denemek istedim (İstanbuldakilerden biraz farklı)




İlk önce resimlerde de göreceğiniz gibi keyifli bir ortamda ve açık büfe şeklinde yemek tabağınıza girmesini istediğiniz tatları seçiyorsunuz. Bunlar çeşitli biber, domates, mısır, soğan, fasulye, vb tatlar ile çeşitli makarnaları (noodle), baharatlardan ve uzak doğu soslarıdan oluşan bir karışımla harmanlıyoruz. Üstünede istediğiniz et çeşidini ekleyip bu hazırladığınız tabağı aşçımıza moğol ızgarası denen sıcak büyük demir üstünde sopalarla çevire çevire kızartması için teslim ediyorsunuz.
Burada hoşuma giden detay ortam sıcak olduğu ve etlerin bozulma ihtimaline karşı et çeşitlerini taşlarla temsil ederek seçtirmeleri oldu. Başka restoranlara duyrulur...

Bu ana yemeğin etrafında ise özenli detaylar var. Girişte sizi karşılayıp yerinize götürdükten sonra size bugün neler yiyeceğinizden bahsediyorlar ve bunları özenli bir sunumla sizin istediğiniz hızda sunuyorlar. Antreler nefis olduğu kadar yemeğin sonunda ki meyvelerin kızartılması ile yapılan tatlıda kaçırılmamalı.

Siz bu tatlar ve resim arasında ruhunuzu bir kere daha teslim ederken havanın nasıl karardığını ve saatlerin bu kadar hızlı aktığını fark etmiyorsunuz bile. Galiba bir rezervasyon daha yapacağım...

Lezzetle kalın,

Cuma, Mayıs 02, 2008

Bu sefer Antakyaya uzandık ...









Hani derler ya ... "bir kahvenin kırkyıl hatırı vardır" sanırım bunun bendeki karşılığı lezzetli yemek :)



Evet sanırım Mart ayıydı (evet yeni yazıyorum anlayın yoğunluğumu) bir ik danışmanlık için Adana ya gitti oradanda Uğur Beyle ver elini Antakya ve onun deyimiyle "en keyifli yeri" Anadolu Restoranı (Çarşı merkezde) , eee buraya gelmişken yöresel yemekleri tatmadan gidilmez ki...



Üstelik bu restoran yemekleri kadar "Asi" dizisinin burada çekilmesiylede tanınmış, ben şef garsonumuz Sedatın resmini alayım dediğimde, Uğur Bey "o çoktan meşhur" diyerek bu açıklamayı yaptı.



Neler yemedik ki

Kabak borani (kabak, patates gibi sebzelerden oluşan çorbanın koyusu ekişili) ,

Ispanaklı ekmek (gözleme gibi ama ekmek niyetine yiyorlar),

Kekik salatası (zahter diyorlar),

Mumbar (bağırsak içine pirinç ve etten oluşan dolma),

Abuhannuş (Birçeşit patlıcan salata),

Fıstıklı-tereyağlı humus,

Kağıt ve tepsi kebabı da (bkz resimler) bunlara eklenince "tamam çatladığımızı itiraf ediyorum" Türkiye nin neredeyse her iline gitti ve hemen hemen her yerel lezzeti tattım ama arada Antakyayı nasıl atlamışım ...
















Tabi bunlara yemek sonu neyi eklemek gerekir...

Künefeeeee, evet Antakyanın en meşhur ismi bilineni

Bakalım burada nasıl farklı oluyor deyip doymamıza rağmen bu lezzeti atlayamadık. İyi ki de denemişiz hani her yerde yapıyorlar ama gerek peynirin lezzeti, bolluğu, kadayın kızarması ve üzerindeki fıstıklarla (kendim anlatırken ağzımın suyu akıyor) yemeğin üzerine tam bir ziyafet oldu

Bütün bu lezzetlere Restoranın kibar servisi ve güler yüzü eklendi. Nasıl ağırlayacaklarını biliyorlar.
Fiyatlar mı?
İstanbuldan giden için :)
Evet bu keyifli yolculuğun sonuna geldik. Buradan İskenderuna geçtik ve orada da deniz kenarında çok eski ve keyifli bir pastahane var orada mola verebilirsiniz özel bir lezzeti yok ama deniz ruhunuzu dinlendirecektir.
Evet şimdi buradan Adanaya geçiyoruz bakalım oradan neler anlatacağım size
Lezzetle kalın,

Cumartesi, Aralık 29, 2007

Prag anıları ...







Evet gördüğünüz gibi Türkiye deki heryer bittiği için bizde gezenlerin geleneğine uyup Pragtaki lezzetleri kovalamaya gittik :)

Klasik olduğu üzere Prag'ın Çekoslovakya'nın başkenti olan çok tarihi bir şehir olduğunu ve İstanbuldan Pronto turla gittiğinizde sadece 3 saat sürdüğünü söylemeliyim. Üstelik onların özellikle sevgili Cem in misafir perverliği ile zamanı bile anlamıyorsunuz. Ama kışın gidecek olan bir kere daha düşünün veya çok kalın giyinin derim (0 - 2C arası)

Şimdi herkes yerel restaurantlardan ve muhteşem yemeklerden bahsedeceğimi düşünebilir ama yok öyle bir şey yada biraz dergi karıştıranlar Çek'lerin çok özel bir şeyleri olmadığını bilir veya biz bulamadık :( Gulaş diyorlar ama oda Macar kökenli be anacım nerden çıkardın şimdi hani "Sazan Pazarları" kuruluyor yılbaşında, ama ordada canlı sazanları yanlarındaki su dolu leğenlerden çıkarıp kesip ortalığı kan yapınca geleneksel yemek demekten başka şey diyesim geliyor yazmayayım (yazmadım ya...)

Sonuçta yine şehirde İtalyan restaurantları popüler olmuş gözüküyor. Bizde bu trende uyup "Kogo" başta olmak üzere bir kaç İtalyan denedik. Gerçi "Kogo" yuda Bosnalı kardeşlerimiz işletiyor ama lezzetleri orjinaline en yakın (bilirim tabi İtalyada az mı yedik gerekirse ilerde de onları yazarız :) Eski çarşı merkezine çok yakın şubeleride var tavsiye ederim. Aslında en keyifli kısmı ise Cem in topladığı kafa sohbet grubuyla keyifli bir muhabbet akşamı geçirmemizdi. Sonrası kızların nereye gidip geceyi daha da keyifli kapattığı bu sayfanın konusu değil ama içimizde kaldığı içinde söylemeden geçemedim :)

Sonra "Palladium" diye muhteşem foodcourt u olan bir AVM açmışlar hayran kaldım. Türkiye bu konuda çok iyi gidiyor ama bizde öylesi halen yok (hey AVM yapanlar!!)
Bütün yemek yerleri konsept şeklinde güya food court değil orası muhteşem bir görsel ve lezzetler şöleni koridorunda yürüyorsunuz. Birde katta casino cabası (adamların sokaklarda küçük casinoları var!!)

Burada da tavsiyelerim "La Piazetta" ve "El Emir" isimli Lübnan restaurantları. Özellikle güya yerel Lübnan yemekleri "Shwarma" lübnancası DÖNER, "Falafel" ..sı nohut köfte, yaprak sarma, şiş köfte, humus vb hiç tanımadığımız müthiş lübnan yemeklerini tadabilirsiniz. Şakası bir yana canınız oralarda biraz Türk damak tadı isterse karışık menüsü cidden çok lezzetli gelecek

Bu kadar şey anlattım ama esas anlatmak istediğim oranın belkide sadece yılbaşında kurulan sevimli sokak çarşılarındaki atıştırmalık lezzetler. Bunlardan bizim tattığımız ve çok beğendiğimiz başka yerde hiç yemediğim ve görmediğim cidden yerel sayılabilecek ikisi "Langose" ve "Trdlo"

Langose bizim annlerimizin "pişi" dediği hamurun kızartıp kabartılmasına ve hoş bir nötr tatlı bir ekmek olmasına benziyor. Türkiyede biz bunu kendimiz çeşitli şeylerle birlikte yiyip tatlandırırken Çekler üzerine domates sosu ve sarımsak sürerek güzel bir atıştırmalık haline getirmişler. Atıştırmalık dediğime aldanmayın bayağı büyük sokaklarda hemencecik kızartıp veriyorlar üstelik sadece 50 kron yani 3 YTL civarı

Bir diğer tat ise Trdlo, işte bu tatlıdan vazgeçemedik ve her gördüğümüz yerde yedik, o da aynı fiyat ve son derece kolay yapılıyor. İnceuzun hafif tatlı bir hamuru kokoreç sarar gibi (benzetme iğrenç kabul ediyorum) ama tek sıra bir demire sarıp üzerine yanmış şeker sürerek çevirerek kızartıyorlar (bkz resim) sonra piştiği yerden çıkınca oluyor size silindir ama içi boş bir hamurcuk tatlıııı
Hem hafif, hemde yemede yanında yat bir tat :)

Bak yine canım istedi şimdi

Lezzetle kalın,

Salı, Ekim 16, 2007

GoMongo / Meydan AVM Ümraniye

Aynı mekan :)
Tarif istiyorsanız bir aşağıdaki yazıyı okuyuveriniz ...

Tabi ayni gece gitmedik o dündü bu bugün. Demiştim hem eve yakın hem favori mekanım diye üstelik bu gecede Hande Yener konseri var ama sevgilim beni üşüdüm diye kolumdan sürükleyip eve getirince biz sadece "GoMongo" ile kaldık.

Dün kardeşim Murad GoMongo da Moğol yemeklerini götürdük deyince D&R ın yanında yeni açılan ama bana Suadiye caddeden tanıdık olan bu mekanı fena ıskaladığımı anladım (birde mekanım diyorum). Eeee o dün geceydi, biz bu gece boş geçermiyiz. Birde kutlama bahanemiz olunca tuttuk mekanın yolunu. Aslında Fugadan kötü bir Moğol tecrübemiz olsada Gomongo nun referansı bende iyi şimdide bunu ispatlayacağım.

Mekan her zamanki gibi ferah. Hatta ayna kısmını öyle bir abartmışlar ki insanın aslında orta boy bir mekanda daha yürüyesi geliyor bir sürü yer arasında yer beğenemiyesi :)
Biz en sıcak yere oturup menüye göz attık (aslında ne yiyeceğimizi biliyorum ama adet yerini bulsunlardan) sonra Moğol barbeq' tabağını kaptığımız gibi açık büfedeki bir sürü seçim tabağından etli ve baharatlı bir karışım yaparak nazik yardımcımızın öneriyleriyle sosumuzu tamalayarak tabaklarımızı ocağın önüne bıraktık.
Bu kısmı arapça gibi mi geldi :)

O zaman bu orijinalliği gidip görmenizden başka çare yok çünkü anlatılmaz, yaşanır!

Yemeklerimizi tamamlarken sevgilimin kafasındaki kötü moğol yemeği imajını silmenin yanında gerçekten lezzetli bir karışım yaratmamızın ve doymanın keyfi ile arkamıza yaslanıp, sohbetinde beline vurarak gecenin keyfini çıkardık.

Birde "aaa ne güzel" burası shop&miles üyesi imiş kartımızı verelim ekstra mil kazanalım "tikiliği" ile KK uzattığımızda garsonumuzun "cihazlar arızalı" demesi olmasa... Öyle bir bakmışım ki ama merkezden kaynaklı bir arıza bütün AVM böyle açıklaması kesmeyince geceyi kurtaracak jesti yaptı. "Efendim size girişte söylemeliydik, atlamışız özürdileriz. Nakit yoksa bir daha geldiğinizde ödersiniz"

Tabi bu akıllı laftan sonra insan bir seye bir sey ...memek için nakiti olmasa bile ödemez mi :)

Lezzetle kalın,

Khaldi's Coffee / Meydan AVM Ümraniye

Bu Khaldie's le ikinci maceram. İlki çok keyifliydi ama bu ondan da keyifli oldu. Anlatacağım ama ilk önce Khaldi's kısa öyküsü bknz resim :)





Bu seferki maceramız evimin yanına açılan yeni gözde mekanım Meydan alışveriş merkezinde geçiyor (IKEA'nın yanı). Burayı tarif etmiyorum çünkü yeni açılan MediaMarkt dahil herşey burada olduğu ve İstanbul buraya üşüştüğü için sanırım TV dahil gelenlerle birlikte bilmeyen kalmamıştır.

Realinde içinde olduğu bu açık hava mekan "meydan" bu semte çok güzel bir hava kattığı gibi beni arkadaşlarımı ağırlama, sonrada hop eve gitme açısından çok rahatlattı :) Hem cazip bir sürü mekan içerdiği gibi yeninin cazibesi ile herkes buralarda. İşte bugün bahsedeceğim süper kahvecimiz Khaldi's de burada YKM nin üst katında.

İzmirden gelen kardeşimi misafir edip, babam ve kız arkadaşımla keyifli tatlı yiyelim ve kahve içelim derken artık sıkıcı olmaya başlayan klasik kahve evlerini geçip Khaldi's e yöneldik. Tabi önceden iyi referansım varya öve öve götürdüm onları. Tatlıları met ediyordum ki cidden sözlerimi haklı çıkarırmışcasına enfes seçimler yaptık ve şöyle meydanı tepeden gören koltuklara yerleştik. Tam benim mekanım diye havamdan geçilmeyecekti ki işte herşey o anda oldu...



Bir baktım babam, mekanın ağır toplarından olduğu belli olan bir adamla senli benli. Tabi babam gazete tiyatro derken herşeye bulaşınca tanımadığıda yok... hata bende!! beraber dolaşınca bütün İstanbulda havamız sönüyor :)

"Aman Cengiz Bey hoşgeldiniz" diyen bu adamın siması yabancı gelmedi diyordum ki tiyatro İstanbuldan dost, Eminin kardeşi Emrah Hamarat olduğunu öğrendik. Sevgili Emraha buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum o akşam bize önerdiği ve ikram ettiği kahvelerin lezzeti bir yana dostluğu ve muhabbeti ile bize keyifli bir akşam geçirmemizde çok yardımcı oldu.

Başta da söylediğim gibi bu ikinci maceramız da sürprizli ve keyifli geçince anladım ki Khaldi's biz lezzet düşkünlerinin önemli uğrak yerlerinden biri olacak

Lezzetle kalın,

Pazar, Nisan 22, 2007

YalçınER2 / Yeşilköy

Artık farklı bir balıkçıya gitme zamanı gelmedi mi?

Aslında uzun zamandır gitmediğim bir yerdi, ne diyeyim özlemişim... Zamanında taa Ankaralardan buraya balık, meze ve tatlı yapmaya gelirdim. Yeşilköy marinada bulanan bu diğer akranlarına göre salaş restaurant bana hem fiyat hemde ortam olarak cazip gelirdi. Aslında en cazip kısmı sunduğu lezzetlerdi...

Ben Rokayı burada sevdim! İnanmayacaksınız ama roka yemeyen adam şimdi roka delisi, neden mi? Buradaki ustanın meşhur rokalı, peynirli, domatesli ve karidesli salatası yüzünden ... sizi bilmem ama ben ana yemek olarak kullanıyorum

Sonra yanına bir kaç meze, ben tereyağında karides ve buraya özgü peynir bulamacını tavsiye ederim :) yanına birde kızarmış ekmek... Garsonlar o kadar nazik ki hem sizi yalnız bırakmıyorlar hemde benim "soğuduğu anda yeni ekmek" isteklerime katlanıyorlar

Balık mı! Benim ana yemekle pek işim olmaz, balık köftesi, midye gibi devam edin derim ama illa yiyeceklere, geçmiş deneyimlerime dayanarak lezzetli bir balık yiyebileceğinizi söyleyebilirim

Ama esas bomba bu lezzetlerde değil, özlediğimi fark ettiğim şey bir roka salatası birdeeee buranın meşhur tatlıları imiş. İnanın başka yerde bulamazsınız... YalçınEr'e gelince sakın tahinli Profetrol ve dondurmalı irmik yemeden gitmeyiniz.
Hatta o kadar misafir perverler ki benim inatla tek tatlı isteğime rağmen irmik müesseden diye yedirdiler ... ahh bu kiloların hesabını kim verecek.

O akşam benim için süperdi sadece tatlı mı? Yanımda E&E olunca, onlarda lezzetleri beğenip, birde aralarında gelecek güzel günlerin dileklerini tutunca, gel keyfim gel, Dünyada benden daha mutlusu var mı...
Sizle sohbet çok güzel, şimdi ki durağımız neresi :)

Sevdiklerinizi alıp gitmek için daha ne bekliyorsunuz ...

Lezzetle kalın,

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Düldül / Balta Limanı

İkinci köprü den (FSM) Avrupaya geçtikten sonra ilk çıkıştan giriyorsunuz sonra sola Balta Limanına doğru iniyorsunuz tam orada okulu geçtikten sonra halı sahaya gelmeden ara sokakta

Tabi benim gibi karşıdan gelmiyorsanız da kıyıdan geliyorsanız Baltalimanı kemik hastanesini geçince sola :)

Tabi o ara sokakta gerçekten adı üzerinde eski bir arabanın içinde önü kalabalık iştahla bekleyen müşterileri ve onlara yetişmeye çalışan kalabalık bir ekibi görüyorsunuz. Size ister köfte, ister adana veya antikrot (hala söyliyemiyor olabilirim) ikram ediyorlar. Bir de yan tezgahta kokorec var ... Fiyatları bir araba icin pahalı gözükse de yeri Denize yakın olunca arabaların fiyatı bile değişiyor ee burası İstanbul. Gerci ne onemi var o gun sevda başta yediğimin farkında mıyım!! O yuzden lezzetli mi bilinmez ama kucuk tabureler ustunde bas basa yemek keyifli geliyor :)

Daha oncede gittiğim için rahatlıkla soyleyebilirim adamlar lezzeti eksik etmemisler o yuzden yolunuz o tarafa duserde soyle keyifli bir dürüm kaçamağı yapayım derseniz Düldül sizi mahçup etmeyecektir tabi bende öyle

Lezzetle kalın,

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Dürümcü Baba / Yeşilköy

Canınız bu akşam bir dürüm çeker mi?

Çekerse haber verinde size bir yer tarif edeyim. Aslında bu akşam bende yeni öğrendim ama iyi ki de öğrenmişim diyeceğim yerlerden.

Bu akşam yoğun bir bölge toplantısından sonra kaçamak yapıp "auto show" a gidelim dedim. Aperatifi CNR fuar merkezinde bir birinden gusel arabalar ile yaptık (buna aperatifmi, ana yemekmi, tatlımı denir orayı şimdi karıştırmayın). Özellikle fuar ilk kez bu sene internasyonal boyut kazandığı için olsa gerek yeni konsept ve daha satışına başlanmamış modelleri bir arada görebildik. Benim gibi araç delilerine yemek öncesi tatlıyı damardan verince açlık zayıflıyor ama ...

Sonra bir arkadaşın tarifi ile kendimizi "dürümcü baba" da bulduk. Burası CNR dan çıktıktan sonra havaalanı etrafından tur ile gelinen yeşilköy girişine çok yakın, Yeşilköy Migros'un hemen yakınında çarşıda.

Çok işlek bir yer olmasına rağmen park yeri bulabiliyorsunuz. Sonra içeri girince adamların küçük bir dükkanı büyüterek gittiğini eklemelerden anlıyorsunuz (birazda bilenler söylüyor:)). "Galiba iyi iş yapıyorlar" demeye kalmadan, artık bu tip yerlerde klasikleşen ünlülerin diz dizi resim çerçevelerine rastlıyorsunuz (bu hala etki yapıyomu bilmiyorum ama bana itici gelmeye başladı).

Sonra sıcak bir ahşap dekorla çevrilmiş ve aynı ağaçlardan piknik masaları gibi oluşturulmuş banklardan birine kendinizi bırakıyorsunuz. Biraz rahatsız yapılmışta olsalar sohbetin içinde kayboluyorlar. Sadece bütün gece masaların sıkışıklığından kaynaklanan arkanızdaki adamın sallanmasına "acep deprem mi?" telaşları ile katlanmanız ve "ha duracak deyip sonra acıdan bir ısırık daha aldığında devam eden telaşlı vuruşlar dışında, yaa sabır muhabbeti bozdurmamlarla" ortam sizi de içine alıveriyor.

Dürümler lezzetli ama çok özel bir tat vermiyor, fiyatları ise ünlü tablolarına rağmen makul gözüküyor. Adına bakarak sadece dürüm var sanmayın. Genis bir menu secenegi sunuyorlar et agırlıklı olsada cop sisten baslayarak cogunu denbileceginiz izlenimide kokuyor. Sunumları fena degil ama bana renksiz geldi biraz daha bol yesillik ve taze lavasla yapılabilirdi gibi geliyor. Ama ezmesi cook lezzetli bir o kadar da tatlı !! Garsonların kibarlığı eğitime ihtiyaç sinyallerini yaklaştırsada ortam şunu rahatlıkla anlatıyor. "Yemek bahane aslında önemli olan sohbet". Özellikle bir de Türk kahveleri patlatılınca insan guzelliğin mekanda değil kalpte olduğunu daha da anlıyor.

Lezzetle kalın,

Pazar, Ekim 01, 2006

Lacivert / FSM köprüsü altında Asya

Denize sıfır bir mekan, hatta birazda içinde ...

FSM köprüsünün tam üstünden bütün heybeti ile geçtiği, denize sıfır, önünden takaların geçtiği, martıların oynaştığı, boğazın o güzel manzaraları eşliğinde son derece güzel kokuların yayıldığı bir mekan nasıl anlatılır?

Keyifli bir brunch yapmak için bu seferki durağımız İstanbul'un popüler mekanlarından biri olan "Lacivert". Burası gündüz yemek için daha sonra ise gece klübü olarak hizmet veriyor. Kapısında "vale" lere arabanızı rahatça bırakıp içeri giriyorsunuz sonra "teşrifatçı" size yer gösteriyor. Pazarları çok dolu olduğu için rezervasyonla gitmekte fayda var. Genelde bütün masalar denize yakın olduğu için (tabi yazın) keyifli bir konumdan sonra sıra o geniş açık büfeyi tatmaya geliyor.

Büfe bayağı uzun ve çeşitli. Her çeşit yiyeceğe geniş yer verilmiş. Ancak en hoşuma giden ise ürünlerin isimlendirilmesi idi. Mesela peynirlerin üzerine, reçellerin üzerine ve en sevimlisi ise böreklerin üzerindeki isimlerdi. Ada böreği, avcı böreği vb. Bu geniş büfede doymamak veya aradığını bulamamak pek mümkün gözükmüyor. Bu görsel şölene rağmen lezzetler konusunda iddialı tatlara rastlamadım. Belkide böyle yerlerin kaderi olsa gerek çeşit çoğaldıkça ve mekan güzelleştikçe sanki lezzet ikinci plana gidiyor. Güzel bir atmosfer ve kaliteli bir servis ilk tercihiniz ise o zaman tatları tatmin edici bulacaksınızdır.

Öğlene doğru ızgara tarzı sıcaklarıda bulabileceğiniz mekanda, kişi başı brunch 40 ytl. Gazeteleriniz okuyup boğazın ışıltısı eşliğinde keyifli sohbetleride yapabileceğiniz "Lacivert" bir çok konuda övgüyü hak ediyor. Ama sakın büyük bir gruba brunch ısmarlamayın.

Lezzetle kalın,

Khaldi's Coffee / Sahil yolu Bostancı

Sıcak bir atmosferde mis gibi kahve kokularımı dediniz ...

Bostancı iskelesini geçtiniz ve sahil yolundan Maltepe istikametinde ilerlerken bir kaç km ilerde solda outlet storelar var. Beymen'inden Koton'una, Mavi jeans'den Mudo'suna kadar bir çok markanın ucuz alımını yapabilceğiniz bu dükkanları hangi hanım görmez!

Bir çok markayı bir arada bulmuşken alışverişin keyfini çıkarıyoruz. Hatta outlet ismine göre tahminimizden daha fazla çeşit bulabiliyoruz. Üstelik mekanda, dışardan hissedilenden çok daha büyük. Yorgun saatlerin ardından en keyiflisi ise kahve ve çay içmeyi çok seven bizler için "Khaldi's" e rastlamaktı. Aslında dışarıdan son trend kahve zincirlerine benzeyen kafenin ismi ve mekanı zincir gibi dursa da, biz ilk kez müşerref olduk.

Alışveriş merkezinin içinde yer alan hoş dekarasyonlu bu yerin hikayesi hemen yan duvarlarında yazıyor. Yani sevgili "Khaldi" Etiyopya da kahveyi ilk keşfeden çobanmış. "Bir gün yorgun olması gereken hayvanlarının bir bitkiyi yiyerek enerjik kaldıklarını görünce kendiside denemiş ve ...." devamını nerede okuyacağınızı biliyorsunuz.

"Khaldi's coffee" nin merkezi, öğrendiğimiz kadarı ile Kanada. İstanbul'daki ilk şubeside burası. Yakında "hızla çoğalacağını" söylüyorlar. Personel gayet kibar, hemen bizle ilgilenip ürünlerini anlatarak tavsiyede bulunuyorlar. Oturarak servis alınabilen bu mekanda, İtalya'dan gelmiş beyaz çikolatalı profetrol ile suffle sipariş ediyoruz. Sufflenin yanına menüde olmamasına rağmen çikolata sosuda eklemeyi kabul ediyorlar (işte bu CRM). İçeceklerimiz ise özel bir çay karışımı ile Vanilya-tarçınlı soğuk espresso.
Rahat koltuklarımıza oturup lezzet değerlendirmelerini yapıyoruz. Çay ve yiyecekler başarılı ama kahvem beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Sanki su ağırlıklı bir şeyler içiyormuşum gibi geliyor. Garsona söylerken hemen yönetici farkedip geliyor. Beni dinliyor ve "ben size yenisini yapayım" diyor. İkinciyi denerken biraz daha yoğun ve damak tadıma uygun geliyor (nede olsa kahve içmediğimiz mekan ve ülke kalmadı diye içimden biraz anlarım ukalalığı yaparken). Kibar yönetici "aynı şekilde yaptığını" söylüyor. Her ne kadar öyle gelmesede polemiğe girmeden teşekkür ediyoruz.

Zaten önemli olanda yöneticinin buradaki yaklaşımı. Hem bu kahveyi ikram ediyor hemde ilgisini tatmin edene kadar sürdürüyor. Bu malesef azalan değerimiz. Tatları iyi diyeceğimiz bu mekan için gidilmesini tavsiye ediyoruz. Ama esas tavsiyemiz böyle hizmeti olan bir işletmenin ödüllendirilmesidir. Oda bizlerin gitmesi ve bu işletmenin hizmet değerlerinden taviz vermeden büyümesidir.

Teşekkürler "Khaldi's"

Lezzetle kalın,

Pazar, Eylül 24, 2006

Num Num / Kanyon Levent

İşte Kanyonun popüler yemekçisi ...ben söylüyorum ama sanırım öyle de, her gittiğimde dolu görüyorum.

Bugün karamsar günümdeyim, her gittiğimiz yerdeki menüye bakıp çıkıyoruz. Neyse bir kaç yerden sonra camdan görünen sunumlara kanarak "Num Num" a oturuyoruz. Burası Kanyon alışveriş merkezinin üst katı.
PS. Kanyon detaylı bilgi için bir önceki yazımı okuyunuz.

Kapıda sizi nazik bir bayan teşrifatçı karşılıyor ve pek seçeneğiniz olmasa da (doluluktan)istediğiniz bir masaya oturtuyor. Sonra yine kibar bir garson kitap kalınlığında bir mönü getiriyor. Kalınlığa çokta aldanmayın çeşit çok ama sayfalar daha kalın (domuz etli olanların sevimli bir resimle belirtilmesi iyi düşünce). Yinede mönüdeki karga logosunu çok beğeniyor hatta biraz da onun makarnaya dolanmış haliyle dalga geçerken garsona yakalanıyoruz. Utana sıkıla "eehe çok sevimli olmuş" derken siparişlerimizi veriyoruz. "Didiklenmiş" etli pizza (aslında böyle yazmıyor tabi ama eti güzel parçalamışlar)ile "Ranchero" burger. "Ranchero" nun özelliği "meksika" burgeri olarak bilinmesi yani bolca meksika biberi "jalepeno" içeriyor.

İşte camdan hayran olduğumuz sunumlar bu kalabalıklığa rağmen kısa süre içinde geliyor. Burger sepet içinde yanında bolca patates kızartması ve sosları ile gelirken. Pizza ise dikdörtgen şekline ve tam italyan pizzası inceliğinde hatta biraz incelikten kenarları kurumuş. Garson hemen acılı zeytin yağı getiriyor ve pizzanın üstüne bir güzel gezdirtiyorum. Açıkçası ben biraz yağlı severim hatta zeytinyağı hayranıyım diyebilirim. Ne yapayım hem sağlıklı hemde güzel bir zeytinyağ ile karışmış yemeğin tadına doyum olmaz. Buna rağmen bu değişik pizzanın lezzeti fena değil yalnız soğanla ve sarımsaklada aranızın iyi olması şartı ile... "ranchero" ise beklediğimden iyi itiraf edeyim normalde sevmem hatta ben olsam "meksika" burgeri yemem (fajita ve nacholar varken - tabi burada yok). Ama sepette başarısız olan kızarmaktan kurumuş patates.

Aslında bu sunumlar güzelde esas ilgimizi çeken yan masadaki büyük cips. Sorduğumuzda bunun aslında cips şeklinde ekmek olduğunu öğrenince daha da şaşırdık. Bu kocaman parça cipsleri soslarla yiyebiliyorsunuz (orjinal fikir). Kalabalıklığı kadar yemeklerini başarılı bulmasakta belki seçimimizden kaynaklanmış olabilecek "Num Num" ın güzel ortamından ayrılırken içecekler dahil kişibaşı 20-25 ytl bırakıyorsunuz.

Lezzetle kalın,

Wagamama / Kanyon Levent

Noodle ı özlemişim ...

Canımız noodle isteyince Dünyanın iyi noodle zincirlerinden birinin Kanyon şubesine gidelim dedik. Bu arada "noodle" ın bir çeşit uzakdoğu makarnası olduğunu söylemişmiydim :)

Kanyon alışveriş merkezini İstanbul'da duymayan pek kalmamıştır ama dışarıdan gelebilecekler için söylemek gerekirse, Levent'e geliniz ve cadde üzerinde devasa iş kuleleri ile birlikte Türkiye'nin ilk ve tek tepesi açık alışveriş merkezini görünüz. Burada bir çok ünlü markanın ilk şubelerinide görebilceksiniz.

İşte "Wagamama" hemen yaya girişinin solunda dış mekandan iç mekana kadar uzanıyor. Atmosferi yurtdışında bir lokantaya girdiğinizi hissettiriyor. Sizi teşrifatçı karşılayıp boşluk durumuna göre uygun gördüğünüz bir masaya alıyor. Masalar uzun sıralar şeklinde Türkiye'de alışık olmadığımız güzel bir düzen oluşturuyor ama kahverengi renkleri ve sert ahşapın rahatsızlığıyla bir fast food da olduğunuzu hemen hissettiriyor.

Sonra yine yurtdışından alışık olduğum tip "cosy" samimi yaklaşım eğitimi almış bir garson yaklaşıyor ve içtenlikle menulerden seçimimize yardımcı oluyor. Yönlendirmeler çok hoş.
"et mi tavuk mu?"
"acılı, acısız?"
"kalın noodle, ince noodle"
"baharatlı, az baharatlı" gibi uzayıp gidiyor :)
Biz pilav ve makarnadan oluşan bir tercih yapıyoruz. Makarnada sebzeli en kalın, pilav ise japon usulü, köri tavuklu.

Fazla bekletmeden getiriyorlar. Chop-stick denilen çin yemek çubuklarına alışık değilseniz isteyene çatal bıçakta veriyorlar ama ben keyfini çubuklarla aldığım için böyle devam ediyorum. Zencefil sevmeyenlere (benim gibi) noodle biraz zor ancak Newyork çin mahallesinden bu yana bu kalınlıkta lezzetli pişmiş bir noodle yememiştim özlemişim. Bu tip genelde singapurda tercih ediliyor ama buradada bulmak güzel oldu. Pilav çok sade ancak bol bol körili tavuk çok iyi pişmiş ve pilavın sadeliğini dengeliyor. Genel anlamda herkese hitap edecek tatlar değil ama uzak doğu tatlarından hoşlananlar için iyi bir alternatif "Wagamama". Fiyatlar ise böyle bir yemek ve içecek için kişi başı 15-20 ytl arasında olacaktır.

İleride zaman buldukça yöresel ve yurtdışı lokantalardan da bahsedeceğim. Daha sonraki planım ise yeni gideceğim yerleri sizlere resimleri ile ulaştırmak.

Lezzetle kalın,

Salı, Eylül 19, 2006

Kıyı / Sapanca


Otoban kenarında gizli bir cennet ...

Aslında Sapanca'nın gizli bir yönü kalmadı hatta benim ikinci kez gitmemme rağmen kalabalığın konuşmalarından müdavimleri olduğunu duydum. Nasıl olmaz ...

İstanbul yönüne veya yönünden Sapanca Arifiye çıkışından çıkıyorsunuz (ist 100 km). Gişelerden sonra göbekten sola dönüyorsunuz (burası önemli). Aslında Sapancanın merkezine değilde ters tarafa gidiyorsunuz ama esas güzel kısımda hayran olunacak kısımda burası. Yaklaşık 1 km sonraki ışıklardan sağa giripte ara sokakları gezince (daha sonra resimlerinide yayınlayacağım), kendimi Washingtonun dış lüks mahallerinde hayranlıkla izlediğim ev ve sokakları gezerken buldum. Hem yeşilli ve düzgün yollar, hemde son derece doğayla bütünleşik evler. İnanın gözü hiç yormuyor. Hatta bir daha bir daha bakmak istiyorsunuz.



Sonra çevrede tavsiye edilen restorantlara bakıyoruz. İç kesimde de Heinz, atlı köşk vb göze hoş gelenler var ama biz girdiğim yolu dümdüz inip köprü ve tren raylarından geçerek kıyıya geliyoruz ordan da sola dönünce 1 km ileride "Kıyı" Kafe ye geliyoruz.

İlk geldiğimde çok güneşli olduğu için yine iskelede güneşlenebilirim diye düşündüm ama bu sefer öyle bir rüzgar vardı ki (hala hastayım)... neyse kapalı yerleride var ama biz açıkta kuytu bir yerde konuşlandık ve doyumsuz puslu göl manzarası eşliğinde menüye bakmaya başladık. Birde yağmur bastırsa tadından yenmezdi!!



Menü çok geniş değil ancak sigara böreği, salata, patates kızartma (aslında yanında birde bira olacaktı ama alkol servisleri yok) ve tostları başarılı ama en orjinali bence biraz yağlı yiyebilenler için tereyağında-kiremitte peynir eritme birde o yanık tatlı köy ekmeleri banınca off yine canım çekti...

Fiyatlar gayet makul, sadece yoğunlukta garsonu yakalamak biraz zor oluyor o yüzden çayları çifter çifter söyledik. Garsonlar iyi niyetli ama çok genç ve harçlık çıkarma niyetinde oldukları için profesyonellik beklemeyin. Ufak aksaklıklarına rağmen "Kıyı" Kafe zamanınız varsa hem gölün kıyısında hem de yeşilin içinde aynı anda olabilmek için iyi bir seçim. Karın doyurmak için derseniz o zaman yeni Sapanca gezilerimi takip edin.

Lezzetle kalın

Pazartesi, Eylül 18, 2006

Leonardo / Polonezköy

Bu ne güzel yeşil böyle ...

Bu haftasonu arkadaşlarımızla birlikte brunch için Polonezköy'e gidelim dedik. İstanbul'a yeni taşındık ya gezelim görelim faaliyetlerini yeni yerler ile devam ettirmemiz gerek. Bu aşamada yeni yer aldığımız tavsiyeler ile "Polonezköy".

İstanbul'dan kavacık beykoz yolunu tutuyorsunuz, Acarkente gidermiş gibi devam ederseniz Polonezköy tabelaları başlıyor. Haftasonu olduğu için biraz trafikle beraber Acarkentten sonra 15-20 dk da ulaşıyorsunuz.

Köye girerken bir çok restaurant ve cafe tarzı yer görüyorsunuz ama biz en popüler diye duyduğumuz için tam merkezdeki "Leonardoya" gidiyoruz. Kibarca bir kahya arabımızı açık garaj kapısında alıp bize bir numara veriyor. Sonra çok geniş bir çim ve ağaçlık alana yayılmış restauranta giriyoruz. 12 gibi geldik ama sanki yeni doluyormuş gibi akın akın insanlar geliyor. Bu kadar geniş alana rağmen hızla dolan restaurantta sakin bir haftasonu için çocuk parkından uzak açık büfeye yakın konumlu bir masa seçiyoruz.

Oturduğumuzda fiyatları soruyoruz, adam başı 45 ytl lik açık büfe fiyatı biraz şaşırtıyor "demek ki herkesin gelmesini istemiyorlar" diyorum. Ama esas sürprizi çay vb içeceklerinde fiyata dahil olmadığını görünce yaşıyoruz. Tamam ortam ve müzik güzel ama...

Motivasyonumuzu yüksek tutarak "bir bildikleri vardır" diyoruz. Büfeyi gözden geçirince içimiz biraz rahatlıyor galiba verdiğimiz karşılığa değecek diyoruz. Çünkü çok geniş bir seçenek sunuyorlar. Çeşitli (ithal) peynirlerden-etlere, sıcak yemek çeşitlerinden-istediğiniz omleti yaptırabilmeye, kurvasanlardan-simitlere, soğuk mezelerden-çeşitli yeşilliklere, tatlılardan-dondurmaya kadar sunuyorlar. Bunun yanında 12:30 dan sonra ızgarada et ve balıkta devreye giriyor.

Tabi böyle yerlerde çeşit genelde bol olur ama çeşit çoğaldıkça beni korkutan lezzetin azalmasıdır. Ama ne yalan söyliyeyim bu kadar çeşidi çok az yerde görmeme rağmen lezzetleride çeşitleri kadar iddialı diyebilirim. Birde değişik tatlar arayanlara hiç yemedikleri meyve ve etlerle yapılmış tuzlu ve tatlı karışımları görsel bir sanat eşliğinde sunabiliyorlar.

Uzunca bir zaman geçirip keyifli bir sohbetin üzerine en zor gelen şey ise hesapta (hani çayı biliyordukta) suyuda ücrete dahil etmiş olduklarını görmekti. Üstelik çay parasıda 40 ytl idi. 4 kişi 30 bardak içtik mi zannetmem ama kibar garsonumuzun hatırına bu atmosferi bozmayalım istedik. Ama unutmayın adam başı haftasonu keyfi 60 ytl yi buluyor.

Sevgili Leonardocular ben orada olmaktan keyif aldım ama sizin gibi nezih bir kuruluş en azından çay ve su gibi içecekleri hesaba dahil etmeli birde sıkma portakal suyu listede olmalı. Nedersiniz daha güzel olmaz mıydı?

Haftaya nerede olacağız bakalım

Lezzetle kalın

Gezelim, görelim ve tadalım

Merhabalar,

"Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?" diye klasik bir yaklaşım belki bir çok şeye uyacak ve cevabını verirken zorlanacağız. Ancak söz konusu lezzet olunca herhalde bunun cevabını ancak oradayken verebilirsiniz.

Öyleyse gelin ben sizi öyle bir lezzet yolculuğuna çıkarayım ki bu satırlarda hayalinizdeki yerleri bulmaya çalışalım. Oraya gittiğinizde "iyi ki sizi okumuşum" diyesiniz.

Bu arada ben kimimde lezzet hakkında beni takip edesiniz!!!
Sanırım Tolga Eryoldaş için "bir lezzet arayıcısı-düşkünü" diyebilirsiniz. Gittiği 19 ülkede ve Türkiye'nin 70 ilinde hep yerel lezzetleri, yerel lokantaları aradı. Yabancı ülkelerde meşhur zincir ve lokantalarıda es geçmedi tabi ama esas ününü arkadaşlarının gittikleri yer için ondan tavsiye almadan yer seçmemesiyle yaptı. Eğer özel bir gününüz ve özel bir tat arıyorsanız sanırım uygun damak tadını bulacaksınız.

Afiyet olsun,